Büyükşehirlerde yaşayan insanların %82’si mutsuz. Mutluluk oranı en yüksek şehir Eskişehir. Eskişehir’i bu sıralamadan çıkarırsan büyükşehirlerdeki mutsuzluk oranı %90’lara çıkıyor. Türkiye de nüfusu 1 milyonun üzerindeki şehirlerin sayısı 25’e çıktı. Bu şehirlerde Türkiye nüfusunun %63’ü yaşıyor. Yani her dört kişiden üçü bu şehirlerde yaşıyor. Nüfusu 1 milyona yaklaşan ilçeleri saymıyorum bile.
**
Köyde yaşayan insan sayısı daha trajik. Yüz kişiden yedisi köylerde yaşıyor, onlar da genç ve üretken değil. Peki bu sonucu ne doğurdu ? Büyükşehir yasasıyla köyleri şehirlere katarak verimli arazileri meraları kent imarının içine katarak yüksek katlı bina hırsı, motorin ve gübre fiyatlarındaki aşırı artış. Bu etkenler ve zamlar çiftçimizin ve köylerimizin karartılması için yeterliydi.
Traktörüne mazot koyamayan çiftçi tarlasını artık süremiyor, zaten gübre de alamıyordu… Yıllarca kendi kendine yeten birkaç ülkeden biri olan Türkiye’de Yunanistan ve Bulgaristan büyüklüğünde bir alanda tarım yapılmıyor artık. Daha az maliyetle işlenen mazot, benzinden daha pahalı oldu. Bu Türk çiftçisine senin tarım yapmanı istemiyoruz otur oturduğun yerde demek oluyor. Son yirmi yılda üç milyondan 400 bin seviyelerine düştü Türk çiftçi sayısı.
Ardından az öğrenci var mazeretiyle köy okulları kapatılarak taşımalı eğitim sistemine geçildi. Bu sisteme geçişle çocukların köyleriyle olan gönül bağları kopartıldı. O çocuklar, alışveriş merkezlerinin pırıltılı dünyası içine çekildi. Bu şuna benzemektedir teşbihte hata olmaz. Müptelaların anlattıklarına göre, uyuşturucu bağımlıları önce büyük bir mutluluk hissederler, sonra uyuşturucunun etkisi geçtiğinde büyük bir çöküş yaşarlar. Bir zaman sonra artık uyuşturucu bulamayan müptelada ölümcül krizler başlar. Ve müptela bu krizleri yaşamamak için her türlü suça bulaşır. Uyuşturucuya lanet okuyarak böyle anarlar. Bırakmak isterler fakat bunu bir türlü başaramaz büyük çoğunluğu. İşte köy çocuklarının içine düştüğü tuzak bu örnekle örtüşmektedir. Onlar da köylerini terk etmenin yanlışlığının farkındalar.
Dönmek istiyorlar fakat büyük dedelerinden bu yana gelen düzenlerinin kalmadığının farkındalar. Bu duyguyu yaşıyorlar.
**
Eğer tekrar kendine yeten bir ülke olmayı istiyorsak köyde yaşayan insanları şehirlere çeken büyükşehir kanunları gibi saçmalıklardan derhal vazgeçilmelidir. Bu insanların tekrar köylere dönmelerini sağlayacak avantajlı olanaklar sağlanmalıdır. Onlar tekrar üretimin içine çekilmelidir. Tarım girdileri devlet tarafından desteklenmeli, sübvanse edilmelidir. En azından köylerimizde tarımla uğraşan çiftçinin belli dönüm üzeri araziye sahip, belirli sayıda hayvanı olan ve hayvancılıkla uğraşan köylünün sigorta primlerinin ödenmesi, motorinin ucuz olması gerekmektedir. Bunun sadece kendimize yeterli olmak için değil milli güvenliğimiz için de böyle olması gerekmektedir.
**
2. Dünya savaşında Hitlerin Türkiye‘yi işgal etmekten vazgeçmesinin sebebi köylerin fazla olması, ve nüfusun büyük bir kısmının da köylerde yaşıyor olmasıydı. Hitlerin kurmayları bu yüzden Türkiye’yi bataklık olarak görüp eğer oraya girersek bir daha çıkamayız gözüyle bakmalarıydı.
Şu durumda bir başka ülke güvenliğimizi tehdit ederse direnebilme yeteneğimizin zayıfladığını söylemek, büyük şehirlerdeki yoğunlaşma dikkate alındığında yanlış olmaz. Bu tehlikeli politikalardan ülkemizin ve devletimizin güvenliği için vazgeçilmelidir.







