Hayatları güzeldi bu insanların… Evimizin arkasında Roman komşularımız var. Maddiyatları olmadığı çok belli idi. Huzurları, neşeleri gayet yerinde idi. Evlerinden misafir eksik olmazdı. Belli bu günde misafir gelecekti… Evin babaannesi bağırdı! Afiyet Afize diye büyük kıza sesleniyor. Hafize idi büyük kızın adı. Ona anasının ismini koymuştu. Gelin istemese de kaynana isteyince ses çıkaramamış. Üç kız iki oğlanları vardı. Babaanne de onlarla birlikte yaşıyordu. Hafize babaannenin yanına geldi. Babaanne ondan büyük leğenle un istedi, misafirlere lokma yoğuracaktı. Koca bir leğen lokma yoğruldu, mayalanmaya bırakıldı. Bir yandan evin gelişine odun semaverde yakmasını tembihlemişti kaynana. Babaanne gidip hamuru kontrol etti, mayası gelmişti, bağırdı: “Kaderrrrrr kader” diye… Kader babaannenin karşısına dikildi çabucak. İki numaralı kızdı Kader… “Çabuk tavayı getir, ben ateşi yakıyorum.” Ateş yandı, bir süre sonra kız ateşten simsiyah olmuş kocaman bir tavayla dışarı çıktı. Tava ateşe kondu, içine yağda konulup lokmalar babaannenin elleri eşliğinde tavaya atılmaya başlandı. Nasıl da güzel oldular tombik tombik… Lokmalar pişmiş, çay da derlenmişti. Bir süre sonra sokak kalabalıkları, beklenilen misafirler geldiler. Güzel giyinilmiş, zeytin eşliğinde lokma ikram edildi. Nasıl da güzel bir ortam vardı. Zenginlerde bile böyle keyif yoktu. Sanki mangal yapmışlardı… Bu insanlar ellerindekilerle mutlu olmasını çok iyi biliyorlardı. Lokmalar yendi, semaver çayı içildi. Başladılar hep bir ağızdan neşeli şarkılara… Darbukada geldi… İçerken nasıl da güzel çalıp söylüyorlardı. Kendilerini mutlu ediyorlardı. Büyük şeylere gerek yoktu mutlu olmak için… En sonunda kadınlar başladılar oynamaya, göbek atmaya… Ortam çok güzeldi, orda olmayı çok istedim. Sanki hiçbir sıkıntıları yokmuş gibi akşama kadar eğlendiler. Gerçekten de elindekilerle mutlu olmasını bilen herkese hayat çok güzel.







