Müjdeler olsun ey Müslüman üç aylar geldi. Müjdeler olsun ey Müslüman rahmet, bolluk, bereket arşı alayı sardı. Müjdeler olsun ey Müslüman birine bin sevaplar geldi.
Rahmetinin büyüklüğünü göstererek geliyor üç aylar. Regaib’le iste kulum diyor. İste, sen iste ben vereyim.
Mübarek üç ayların ilk kandili Regaib kandili. Regaib demek, kendisine rağbet edilen, arzulanan, istenen demektir. Bir küçük tefekküre dalsak istemekle başlıyor her şey. İstediğine duyduğun muhabbetle. Nasıl bir muhabbetle istediğine…
İstemenin önemi büyük demek ki. Mübarek üç ayların başı Regaib kandili ile başlıyorsa bizlere rahmetinin büyüklüğünü gösteren bir müjde ile karşılıyor Rabbim iste. Sen gönülden iste. Benden iste. Rahmetimle iste.
Tefekkürümüzü bir halka daha büyütürsek; istemenin ve hatta isteyebilmenin içeriğinin de önemini anlayabiliriz. İsteyebildiğimiz bir Rabbimiz var bizim. Her halimizle kabul eden. Bir tövbe ile bağışlamak isteyebileceğimiz Rabbimiz. Merhameti sonsuz. İstenilebilecek en yüce, tek mertebe. Böyle yüce bir Rahmetten kim istemek istemez ki. Kim ona doğru gidip kalbindekileri dökmek istemez ki… Sorarım size bu şefkatin nimetini hissetmeseydik, bunca aldanışa, bunca nefsi hayata nasıl giderdik. Yüzümüz hâlâ istemek için tutuyorsa bu ilahi rahmet ve merhametin bize tesellisidir. O rahmetten ve merhametten zerre şüphe etmediğimizdendir.
Demek ki istemek için istemiyoruz sadece. Biliyoruz, istesek verecek kudrette. Biliyoruz yüzümüz kızarsa da bizi geri çevirmeyecek rahmette.
Bir halka daha açalım tefekküre. Sınırı var mı istemelerimizin. Ya da bu kadarı bana yeter Ya Rab diye az beklentilerimiz. Nasılda biliyoruz değil mi cömertliğini, kudretini. İstiyoruz. Senden senin yapabileceklerinin sınırının olmadığını bilerek istiyoruz. Bunu gerçek anlamda idrak edemesek te yine de kalbimizin en ücra köşelerinde olan ilahi bağımızla biliyoruz. Verir. İstesek verir. Ol derse olur. Ne dilerse o olur.
Bir halka daha açalım tefekkürümüze. Nasıl istiyoruz peki. Mahcup muyuz O’na layık olamadan istiyoruz diye. Pişmanlıklarımız daha bizi doğruda tutacak seviyede değilken. Nefsimizin prangaları canımızı yakarken. Daha kendimize sağlam bir duruş bulamamışken istiyoruz. İsteyebiliyoruz. Nasıl bir mahcupluk var halimizde. Ya pişmanlıklarımız, yeterince ders çıkarmış mıdır ne dersiniz?
Şöyle bir düşündüm de bu kadar yaramaz çocuğa anca yüce bir şefkat, bu kadar sevgiyle karşılık verir. O yücelik ancak ve ancak Allah’a aittir.
Ne büyük bir nimet değil mi; bu kadar hataya rağmen, yeterince mahcupluğu beceremeden ve tam idrak bile edemeden isteyecek kapımızın olması. Rahmetinden ve kudretinden zerre şüphe edilmeyen Rabbimizin olması. Buna iman etmiş olmak ne büyük nimet. Rabbim idrakiyle istemeyi, mahcubiyetin gerçek pişmanlığı ile isteyebilmeyi, kudretinin yüceliğinin titremesi ile isteyebilmeyi nasip etsin Mevlam.
Öyle sadece istemek deyip geçmemek lazım. Kimden istiyoruz. Bir adabı ve bir duruşu olmalı bu istemenin.
O zaman isteyelim canlar. Halkaları büyüterek isteyelim. Nasıl isteyeceğimizi isteyerek isteyelim. Hepimize isteyelim.
Müjdeler olsun bir istediğinde binler verilen zamanlar geldi. Bunları bilerek isteyelim. Ağzımızdan çıkan her kelamın duaya döndüğünü bilerek isteyelim. Kalbimizden gecenin fısıltısını duyduğunu bilerek isteyelim. İsteyelim canlar. Kudret O’nda. Rahmet O’nda. Başka kimseye ihtiyacımız olmadığını bilerek isteyelim. Bizi bizden iyi bildiğini bilerek isteyelim. Her şeyin en iyisini bildiğini bilerek isteyelim…
Sevmesini bilerek, acizliğimizi bilerek, mahcubiyetimizi bilerek isteyelim.
İstemek deyip geçmeyelim. İstemenin de bir adabı var.
İstemek deyip geçmeyelim. İstemenin de bir şükrü var.
İstemek deyip geçmeyelim. İstemenin de sevdaya dair halleri var…
Bu halkalar büyüyüp gitsin, kalbimizden başlayıp ilahi rahmete ulaşsın. Bize basamak basamak artan yücelten sevgi olsun.
Müjdeler olsun canlar. Müjdeler olsun…







