Bundan yaklaşık bin yıl önce esnaf denetleme teşkilatı olarak çalışan ahilik teşkilatı şimdiki ticaret bakanlığının yaptığı işi yapıyordu. Ahilik teşkilatı Ahi Evran önderliğinde yani bizim Nasrettin Hoca dediğimiz kişi ahilik teşkilatının kurucusuydu.
Dönemin siyasi ve dini çekişmelerinde itibarsızlaştırılmaya çalışılan, eşeğe ters bindiği gibi akla ziyan benzetmelere maruz kalmıştır. Çevresinde ve döneminde sevilen sayılan biri olması nedeniyle bir takım çevreler Ahi Evran yani Nasrettin hocaya olan ilgiden rahatsız olmuştur. Bunlar ayrı meselelerdir isteyen detaylı araştırmalar yapabilir.
Ahiliğin amacı iş ahlakına dayalı kaliteli mal üretme ve esnaflar arasında dayanışmayı sağlamaktı.
Esnafların meslek hayatlarını ve davranışlarını denetlemeden tutun, çırak, kalfa, ustaların yetişmesine öncülük ederdi. Esnaflar arasında otoriteyi temsil ederdi ahilik teşkilatı. Hükümetle esnaf arasında bir köprüydü.
Kafir ve münafıklar, müneccimler, içki içenler, tellak ve tellallar, sözünde durmayanlar, vurguncular, ahi teşkilatına giremezlerdi. Zina, gammazlık, büyüklenen, hasetlik eden, kin güden, halka kötü gözle bakan, yalan söyleyen, dedikodu ve cimrilik yapan, iftira atan, hırsızlık yapan, haram yiyen kişiler ahilik teşkilatına kabul edilmiş olsalar dahi ahilikleri düşürülürdü.
Ahilik bir ağaçtır, doğruluk yerinden biter gövdesi ihsanda bulunmaktır. Budakları temizlik doğruyu bulmak, yaprakları edeptir anlayışı ve felsefesi içindedir.
Mesleğini en iyi şekilde yapmak, kaliteli mal üretmek, zanaatını hakkını vererek, en güzel şekilde icra etmek Ahi adap ve erkânının en önemli ilkelerinin başında geliyordu. Bu kurallara uymamanın çeşitli yaptırımları vardı. Yapılan denetlemelerde kalitesiz mal ürettiği tespit edilen kişiye müşterinin masrafını ödetmek, bağlı olduğu Ahi birliğinden hammadde alımından mahrum bırakmak, dükkânını geçici bir süre kapatmak, bir şeyler ikram etmeye zorlamak, selam vermeyi kesmek gibi cezalar verilirdi. Bütün bunlar işe yaramaz ve kişi Ahilik töresine aykırı olarak kalitesiz mal üretmeye devam ederse dükkânı kilitlenir, kuşağı çözülüp kapıya bağlanır ve son olarak birbirine bağlı iki pabuç dükkânın damına atılarak esnaflıktan ihraç edilirdi. Günümüzde “gözden düşmek, itibar kaybetmek” gibi anlamlarda kullanılan “pabucu dama atılmak” deyimi buradan gelmektedir.
Aradan bin yıl geçmesine rağmen üreticiyi, tüketiciyi ve çevreyi bu denli koruyan yaptırım uygulayan bir yapı günümüzde maalesef yoktur. Yani ortada ne pabuç var ne dam var.
Bebek, doktor, öğretmen, asker, polis, sivil, 40 bin kişinin katili terörist başının serbest bırakılması gündemde ve görüşmeler yüzsüz bir şekilde devam ediyor. Midesi olan için daha fazla mide bulanıklığı yapmasın diye pabucu dama atılmak sözünün nerden nasıl geldiğini anlatmak istedim bir gün lazım olur.







