Rahmetli Başkan Mehmet Ali Yılmaz’ın Kanalında 2012 ile 2014 yılları arasında TV EM’de (Egemenlik Milletindir) kanalında 21.Yüzyıl Şifreleri Programını hem yaptım hem de sundum. 2014 ‘te Üsküdar’da bir Sahaf’ta 1968 yılında basılan eski bir kitaba rastladım. Kitabın adı “Amerika Meydan Okuyor”
Yazarı Fransız Gazeteci Jean Jack Schreiber’dı. Kitapta ABD’nin gelecekte teknolojisini geliştireceğini ve bu teknolojinin de insanları yalnızlaştıracağını yazmıştı. Bu teknolojinin de ancak 1980’lerden itibaren hayatımıza gireceği yazılmıştı. Sonuçta bu teknoloji hayatımıza 2000’den itibaren girmeye başladı. Son 10 yıl içinde de Dijital Dünya çok hızla ilerledi. Cep telefonları, tabletler, laptoplar, kuantum bilgisayarları ve yapay zeka medeniyeti değiştirdi. Peki İnsanlara mutluluk getirdi mi? Getirmedi. Bunun en güzel örneği de İsveç oldu.
İSVEÇ’TE TEKNOLOJİ MUTSUZLUĞU
Dünya genelinde kartlar ve mobil ödeme uygulamaları, nakit paranın yerini hızla alıyor. Bu geçişin en belirgin olduğu yerlerden biri İsveç. Ülkede dolaşımdaki nakit miktarı 2007’den bu yana yarı yarıya azalmış durumda.
Bu dönüşümün ardında İsveç’e özgü bir yasa var: “Sözleşme özgürlüğü” ilkesi, bu ilke işletmelerin nakit kabul edip etmeme kararını kendilerine bırakıyor. Sonuç olarak, toplu taşıma, mağazalar ve kamu hizmetleri genellikle nakit ödeme kabul etmiyor. Üstelik faturaların elden ödenmesi ile ilgili bir altyapı da yok. 2012 yılında bir grup banka tarafından geliştirilen mobil ödeme uygulaması Swish, bu dönüşümün hızlanmasında büyük rol oynadı. Bugün İsveç nüfusunun yüzde 80’inden fazlasının Swish hesabı var. Nakit kullanmayanlara kolaylık, kullananlara zorluk olan bu nakitsiz ekonomi sistemi çoğu İsveçli için oldukça pratik ve hızlı bir çözüm. Ancak bankasız yaşayan, kredi alamayan veya dijital teknolojilere erişimi olmayan azınlık için durum kötü.
Yapılan bir araştırmaya göre, İsveç’te yoksulluk nedeniyle nakite bağımlı olan kesimler nakitsiz bir dünyada oldukça zorlanıyor. Özellikle yaşlılar, dijital yollarla faturalarını ödemekte güçlük çekiyor. Araştırma sırasında görüşülen bazı kişiler evsiz ya da akıl sağlığı sorunlarıyla mücadele eden bireylerden oluşuyor. Diğerleri ise çok düşük bir gelirle yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Bu kişiler, toplumsal hayata katılım noktasında kendilerini dışlanmış hissediyor. “Nakit baloncukları” olarak tanımlanan dar bir alan içinde sıkışıp kalıyorlar. Bu balon içinde temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar, ancak otopark ücretini ödeyemiyor ya da faturalarını başkalarının yardımı olmadan halledemiyorlar.
Bu insanlar telefon ve banka hesabı olan kişilerden ekstra ücret karşılığında yardım almak zorunda kalıyor. Dijital fakirlik, ironik bir şekilde pahalı hale geliyor. Araştırmaya katılanlar, toplumun artık nakit kullananları umursamadığını düşünüyor. Bir kadın, torunu için bir hediye almak üzere uzun süre para biriktirdiğini, ancak kasada nakit kabul edilmediği için ödeme yapamadığını anlatıyor ve ekliyor: “Kendimi hırsız gibi hissettim.”
Nakitsiz ekonomi, pratik bir zorluk olmanın ötesinde, insanlarda yalnızlık hissi de yaratıyor. Araştırmaya katılan bir kişi, duygularını şu sözlerle dile getiriyor: “Sadece nakitsizlik değil, insanlar da kaybolmuş gibi. Robot gibi yaşıyoruz; şuna tıkla, buna tıkla. Dijitalleşme insanları yalnızlaştırdı.” Gelecekte dünya ülkelerinin birçoğu buna geçerse çıkacak sorunlar şimdiden dikkat çekiyor. Devletler insanların mutluluğu için çalışmak zorundalar…








